Sıkça Sorulan Sorular

Merak ettiklerinizi bize sorun...

Son yıllarda bal ile ilgili artan taklit ve tağşiş haberleri tüketicileri ambalajlı bal alma konusunda tedirgin etmiştir.  Renginin  açık veya koyu olması, kokusunun farklılığı, akışkanlığının katı ya da yumuşak olması balın kalitesini belirlemez.  Balda aslolan analiz değerleridir. Eğer yapılan kalite kontrol ve analiz değerlerinde herhangi bir sorun yoksa o bal en iyi baldır. BALANA  size bu analizler doğrultusunda  en güvenilir ve en kaliteli balı sunar. 

Balın toplandığı kaynağa bağlı olarak glikoz ve fruktoz oranı da değişebilmektedir. Glikoz oranı artıkça kristalize olma riski artmaktadır. Fruktoz oranı arttıkça ise daha geç  donma  görülmektedir. Örneğin ayçiçeği, yonca ve pamuk balları kısa sürede şekerlendiği halde akasya, hardal, orman gülü ve çam balı geç kristalleşir. Yani BALIN KRISTALLESME SURECI KALITESINE DEĞIL KAYNAĞINA BAĞLIDIR.

Ballar 18-24 C° de depolanmalıdır. Ballar 14 C° de kristalleşir, 21-27 C° ısılarda kristalleşme olmaz ancak balda fermantasyon sonucu bozulmalar olabilir. Balın saklandığı kaplar, ortamdaki nem, ısı ve ışıkta kristalleşmeyi etkilemektedir. BALIN KRİSTALLEŞMESİ GERÇEK BAL OLDUĞUNUN KANITIDIR. Kristalleşen süzme ballar sıcak su banyosuyla çözülüp eski halini alır. 35 C° yi geçmeden çözdürülen ballarda besin kaybı söz konusu değildir.

Halk arasında balın bozulabileceği yönünde düşünceler bulunmaktadır. Ancak hakiki bir bal bozulmaz. Gerçek balın  kristalleştiği görülebilir ancak bu bozulduğunu ifade etmez. Bu yüzden gerçek bal bozulmaz.

Bal, güneş ışığından korunarak, 25°C’nin altında ve kapalı şekilde muhafaza edilmelidir.

Balın son kullanma tarihi aslında olmaz. Çünkü bala su değmedikçe bal orijinal bir balsa bozulmayacağından bir tarih vermek doğru olmayacaktır. Yine de günümüzde üretim tarihinden itibaren de 3 yıl içinde tüketilmesi tavsiye edilmektedir.

Balların doğallığı ve saflığı, sadece araştırma ve kalite kontrol laboratuvarlarında analiz edilerek yüzde 100 oranında kanıtlanabilir. Bu nedenle, akredite edilmiş laboratuvara sahip markaların ambalajlı ballarına güvenebilirsiniz. Peki, bu modern tesislerde balların analiz süreci nasıl işliyor dersiniz? Analiz kapsamında öncelikle, balın gerçek olup olmadığı incelenir. Balın iletkenliğinden şeker yapısına kadar birçok kimyasal özelliği değerlendirmeye tabi tutulur. Duyusal olarak da analiz edilen balın, kimyasal sonuçlarla uyumlu olup olmadığı saptanır. Tüm bu adımlarla birlikte ballar, kalıntı bakımından da detaylı bir şekilde analiz edilir. Balın orijinallik tespiti için ayrıca polen analizi de yapılarak, arının bal ürettiği nektarları hangi çiçeklerden aldığı belirlenebilir.

Balda bekletilen metal kaşıktaki kromun, tahta kaşıktaki cila ve verniğin bala geçtiği belirtilmektedir. Bu durum balın doğal yapısını bozabilmekte ve sağlığımız için risk oluşturmaktadır.. Sonuç olarak balı hem tüketirken hem de içinde bekletirken kullanacağınız kaşığın 

cinsinin paslanmaz çelik , porselen veya verniksiz doğal bir tahta kaşık olmasına dikkat etmelisiniz.

0-1 yaş arası bebeklerde bal yedirilmemesinin sebebi arıların bal yapma sürecidir. Arılar bal yaparken “kolostridyum botalium” adı verilen bir bakteriyi bala bırakıyor. Bu bakteri botulizm denilen bir tür zehirlenmeye yol açabiliyor. 1 yaşına gelmemiş bebekler bu bakteriye karşı bağışıklık kazanmadığı için bal yiyemezler.

Bileşiminde polen bulunan petek ballarda güve kelebeklerin yumurta atması için en cazip yerlerdir gözenekler polen arı sütü ve propolisle güçlendirildiği için yumurtalar bu gözeneklerde kolaylıkla 1 ay gibi bulunduğu ortamın sıcaklığına göre de değişkenlik gösterip kurt haline dönüşür. Petek balda güveyle karşılaştığınız durumlarda telaşa kapılmayınız. Çünkü balın kalitesi  ve yapısıyla ilgisi yoktur. Peteklerde yumurta güvesi bulunuyorsa, bu petekler buzdolabında belirli bir süre saklandığında ölürler.Bir başka çözüm ise  Güvelenen kısmı kesip atıp balı tüketmeye devam ediniz. Ayrıca petek balda güvelenme kimyasal ilaçlama yapılmadığınında bir ispatıdır

Arı Poleni, bal arılarının kovanlarında topladıkları ve biriktirdikleri çiçek polenlerini ifade ediyor. Bal üretimi için gün boyu çiçekten çiçeğe dolaşarak nektar toplayan işçi arılar, bu esnada çiçeklerdeki polenlerin taşınmasını da sağlıyor. Bu işlem, çiçeklerin tozlaşmasında rol oynamasının yanı sıra arıların beslenmesinde de hayati önem taşıyor. 

 

Nektar yükü ile kovana dönen işçi arılar, üzerlerindeki polenleri özenli bir işlemle temizliyor. Zengin besin değerine sahip olan bu polenlerin önemli bir kısmı, doğrudan koloninin beslenme ihtiyacını karşılamada kullanılıyor. Geri kalan kısmı ise kovana güvenli bir şekilde yapılan insan müdahaleleri sonucu birikmeye bırakılıyor. 

Arılara veya diğer arı ürünlerine, alerjiniz varsa, arı poleni kullanmaya başlamadan önce doktorunuza danışmalısınız. Arı poleni, saman nezlesi ve ya polen duyarlılığı gibi mevsimsel alerjilerin etkilerini hafifletmek için kullanılabilir. Ancak arı poleninin kendi başına bazen alerjik reaksiyonlara neden olabileceğini unutmayın.

Arı ürünlerine alerjisi yoksa, arı polenini kullanarak polenlere ve arıların temas etmiş olabileceği bitki kaynaklı diğer alerjenlere karşı tolerans oluşturduğuna ve mevsimsel alerji reaksiyonlarını azalttığına inanılıyor.

Bal arılarının; yavrularının bir an evvel gelişimini sağlamak, onları hastalıklara karşı korumak ve daha uzun ömürlü yaşamalarına katkı sağlamak amacıyla polen, bal, enzim ve faydalı bakteriler ile fermente bir ürün oluştururlar. Buna perga denir.

 

Perga, içerdiği doğal yararlı bakteriler sayesinde kolon koruması sağlıyor. Doğal probiyotik özelliğe sahip olduğu için, sindirim bozukluklarında ve bağırsak florasının yenilenmesinde oldukça etkili. Sindirim sisteminin tamamında etkili olduğundan prostat hiperplazi şikayetlerinde de faydaları bilimsel çalışmalarla desteklenmiş. Hemoglobin ve kırmızı kan hücrelerinde artış sağladığı için anemi hastalarına da öneriliyor.

Hücre yenileyici özelliği yaşlanmayı geciktiren bir etki kazandırıyor ona. Kısırlık ve karaciğer problemlerinde de yine tercih edilen bir ürün.

 

Arı sütü, bir haftalık genç arıların yutak altı bezlerinden salgıladıkları bir enzimdir. Arılar arı sütünü sadece kraliçe arı ve yavru arıların beslenmesi için üretirler. Kraliçe arı yaşadığı süre boyunca arı sütüyle beslenir. Diğer arılar ise yavruyken ilk 3 gün arı sütüyle beslenir, ilk 3 günden sonra ise bal ve polenle beslenmeye başlarlar.

Yeryüzünde yaşayan en eşsiz hayvan türünden birisi olan arılarla ilgili sürekli bilimsel araştırmalar yapılmaktadır. Bu bilimsel çalışmalar neticesinde arı sütünün zengin içeriği ve faydaları keşfedilince, bu değerli besin kaynağı başta sağlık ve gıda sektörü olmak üzere bir çok alanda kullanılmaya başlandı.

Arı sütü antioksidan özelliği ile genellikle bağışıklık sistemini güçlendirici ve destekleyici amaçla kullanılır. Arı sütü ayrıca son yıllarda cilde olan faydası nedeni ile de kozmetik alanında da talep görmeye başlamıştır. Bununla beraber bu ürünün bir kovandan ancak 20-25 gr elde edilebilmesi arı sütünün değerini daha da artırmıştır.

Arı sütü yoğun bir içeriğe sahip olduğu için günde 1 gramdan fazla tüketilmemelidir. Arı sütü içinde bulunan yoğun maddelerden dolayı keskin bir tada sahiptir. O yüzden genellikle bal ya da diğer arı ürünleriyle karıştırılarak tüketilmektedir. İsteyenler süt ya da suya karıştırarak da tüketebilirler. Farklı bir alternatif arayanlar için yoğurt içerisine katarakta tüketmek mümkündür.

Birçok firma tarafından piyasaya sunulan farklı formlarda arı sütü takviyesi ürünler bulunmaktadır. Bu takviye ürünler kullanılabileceği gibi, eğer arı sütünün doğal şekliyle tüketilmesi tercih edilecek ise bu durumda arı sütünün elde edildikten sonra belli sıcaklıklarda saklanması ve kurutulması gerektiği unutulmamalıdır.

Propolis, kısaca arıların belirli bitki ve ağaçların yaprak, tomurcuk ve gövdelerinden topladıkları salgıları kendi enzimleri ile işleyerek ürettiği reçinemsi bir madde olarak tanımlanıyor. Arılar, bu maddeyi kovanlarını yabancı maddelerden, çeşitli bakterilerden ve mantarlardan korumak için üretiyor. Ayrıca propolis, arılar tarafından kovandaki çatlakları onarmak ve petekleri sağlamlaştırmak için güçlü bir yapı malzemesi olarak da kullanılıyor. Arı kovanlarında yapılan incelemeler, bu arı evlerinin girişlerinin her zaman propolis ile kaplı olduğunu gösteriyor. Bu da arıların ne denli akıllı canlılar olduğunu bir kez daha kanıtlıyor! Dışarıda dolaşan arılar, kovanlarına girerken buradaki propolisin güçlü etkisiyle üzerlerindeki yabancı maddelerden arınırken; mikroorganizmaları da etkisiz hale getiriyor. Bununla birlikte propolisin çeşitli amaçlar doğrultusunda insanlar tarafından da tarih boyunca kullanıldığı biliniyor

Propolisin içeriği elde edildiği kaynaklar, kovanın bulunduğu coğrafi bölge ve bu bölgelerin iklim koşullarına göre farklılık gösteriyor. Buna göre farklı tiplere ayrılan propolis çeşitleri, adlarını elde edildiği kaynak ya da bölgeden alıyor. Fakat elde edildiği bitki kaynağının adını alması, propolisin yalnızca bu bitkiden üretildiği anlamına gelmiyor. Aksine arılar, bu maddenin hedefledikleri gibi güçlü bir etkiye sahip olması için üretimde pek çok farklı bitkiyi kaynak olarak kullanıyor. Literatürdeki tip adlandırması ise propolisin bileşiminde en yüksek oranda var olduğu saptanan bitkiye göre yapılıyor.

Propolis çeşitlerinin içerikleri birbirinden farklı olabiliyor. Fakat temelde, neredeyse tüm propolislerin içeriklerinde bulunan belli başlı bileşenlerden de söz etmek mümkün: Reçineler, balmumu ve yağ asitleri, polifenoller ve flavonoidler, uçucu yağlar, polen, mineraller ve vitaminler… Bunun yanı sıra bazı propolis tiplerinin temel bileşenlerini de aşağıda görebilirsiniz.

Şeker hastalarının bal tüketiminde tıbbi kurum ve kuruluşlardan bilgi alarak tüketmesi gerekir.

Sormak istediğiniz sorular için...

Shopping Cart